21 Haziran 2026
Bahriyede Bir Ömür

🎧 Özeti Mekin Salt'ın sesinden dinleyin
Kıymetli Dostlarım,
Bu hafta sizlerle 2. Abdülhamit döneminin en tartışmalı paşalarından Hasan Hüsnü Paşa'nın hayatını paylaşacağım.
Kendisi, Sinop baskınında şehit olan Bozcaadalı Hüseyin Paşa'nın oğludur. Hüseyin Paşa'nın Rus donanmasına karşı verdiği mücadele bahriyede şöyle anılmaktaydı: "Fedakârlık itibarıyla, İngilizler için Amiral Nelson ne ise bizim için de Hüseyin Paşa odur. Nelson, Trafalgar Muharebesi'nde düşmana galip gelmek için hayatını kaybettiyse, Hüseyin Paşa da Sinop Muharebesi'nde düşmana karşı müdafaa için canını feda etti." Babasının şehit amiral olmasının da tesiriyle 1847 yılında girdiği bahriyede önü açılmış; Deniz Harp Okulu'ndan mezun olduktan sonra deniz kuvvetlerinin her kademesinde görev yapmış, daha sonra Bahriye Nazırı olmuş ve 23 seneye yakın bu görevde kaldıktan sonra vefat etmiştir.
Bu kitap, 4 yıllık bir çalışmanın ürünü olarak deniz kuvvetleri arşivleri ve devrin matbuatı titizlikle taranarak yazılmıştır. Dönemindeki olayları tarafsız olarak yansıtması açısından iyi bir kaynaktır.
Bozcaadalı olması hasebiyle Rumca bilen paşa; Arapça, Farsça ve İngilizce de biliyordu. Enteresandır, Deniz Harp Okulu'nda 1863 yılına kadar Rumca da öğretilen lisanlardan biriydi.
Abdülaziz ile ilk tanışması, onun Mısır ziyaretinde kullandığı İzmir korvetine süvari olarak atanmasıdır. Abdülhamit Han ile ilk tanışması ise, onun Tersane-i Amire'yi ziyareti dolayısıyladır; kendisi o zaman tersanenin komutanıdır.
İlk yurt dışı görevi, Mısır hidivinin Osmanlı'ya hediye etmek için Fransız tersanelerinde inşa ettirdiği 6 zırhlı korvetin teslimi için yaptığı seyahattir. Bahr-i Sefid (Akdeniz) Seyyar Filo Kumandanı olan paşa, 4 korvet ile bütün Akdeniz limanlarını ziyaret eder; özellikle Tunus'ta halktan gördükleri ilgiyi ve teveccühü unutamaz. Halk, "Türk donanması gelmiş" diyerek ziyaretler yapar.
Bu kitapta, Akdeniz Seyyar Filo Komutanlığı'nın merkez üssünün Girit'in Suda limanı olduğunu öğreniyoruz; hatta orada bir tersane kurulup Osmanlı donanması için korvetler inşa edildiğini anlıyoruz. Suda limanının aynı zamanda, nazari bilgilerini deniz şartlarında pekiştirmek için okul gemisi ile denize açılan Deniz Harp Okulu öğrencilerinin harekât üssü olduğunu da öğreniyoruz. Sultan Abdülaziz döneminde 30 zırhlı ve 96 ahşap gemiden oluşan bir deniz filomuzun olduğunu da öğreniyoruz.
Girit isyanı sırasında, bütün çabalara rağmen Rumların adaya silah ve malzeme çıkarmasının engellenemediğini; bunun üzerine, Amerikan İç Savaşı sırasında Amerikan limanlarında abluka yarıcılığında başarılı olmuş Hobart Paşa isimli İngiliz asıllı deniz subayının, Osmanlı Bankası'nda görev yapan ağabeyinin tavsiyesi ve Keçecizade Fuat Paşa'nın oluru ile Bahr-i Sefid Filo Komutanı yapıldığını ve Girit isyanının bastırıldığını öğreniyoruz. (Hobart Paşa, Kırım Harbi esnasında İngiliz filosunda görevde iken Baltık Denizi'ndeki Rus filosuna karşı harekât yürütmüş, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Karadeniz'de harekâtlara katılmış ve 1881'de donanmamıza komutan olmuştur. Türkiye'yi öylesine sevmiş ki, yaşlılığı sonucu rahatsızlanması üzerine tedavi için İtalya'ya gitmiş; ölümü üzerine, vasiyeti gereği İstanbul'a getirilip İngiliz Mezarlığı'na defnedilmiştir.)
1877-78 Osmanlı-Rus Harbi sonrası alınan ağır yenilgi neticesinde, Rusların savaş tazminatı olarak Kars, Ardahan ve Batum'a ilave olarak, Osmanlı donanmasından 6 zırhlının Rus bahriye sınıfına mensup çarın küçük oğlu Grandük Aleksi'ye hediye edilmesini istemeleri üzerine, Abdülhamit Han'ın "Gerekirse o gemileri batırırım ama vermem; icabı halinde hayatımı veririm, donanmayı vermem" diyerek tepki gösterdiğini öğreniyoruz.
Bu dönemde donanmanın günün şartlarına göre modernizasyonu için, gerektiğinde azınlıklardan borç para alındığını ibretle okuyoruz. Devletin bakım ve idame masrafları pahalı olduğu için, o zamanlar moda olan büyük zırhlılar yerine küçük ama manevra kabiliyeti yüksek korvet ve torpidobotlara yönelindiğini; bunlar için Alman, İngiliz ve Fransız tersanelerine siparişler verildiğini, İtalyan tersanelerine de eldeki eski gemilerin modernizasyonu için müracaat edildiğini anlıyoruz.
Hasan Hüsnü Paşa ilginç bir kişiliktir; seveni de var, nefret edeni de var. Namık Kemal'in Midilli mutasarrıfı iken onunla girdiği polemikte ve Kemal'in hicivleri çok ilginçtir. Baskın bir karakter olduğu, zamanının birçok devlet adamı ile çekiştiği; 1877-78 ve 1897 Yunan harbinde donanmanın kara ordusuna operasyonel yardımı olmadığı için çok eleştirildiği bir gerçektir. Ertuğrul faciası ise, damadının da gemi komutanı olduğu ve şehitlerin arasında bulunduğu bu facia, onun görev sürecinde aldığı en büyük eleştirilerin kaynağıdır.
Bir tarafta çok servet biriktirmiş! Ama nasıl? Bir tarafta da çokça hayır işlemiştir: okul, kütüphane, cami, çeşme vb. Devlet için gelecekte tehdit olabilecek ülke donanmalarının gelişimini yakından takip etmiş, raporlar hazırlamıştır. Tersaneleri modernize etmiş, yabancılara ihale edilen bazı gemilerin bizim tersanelerimizde yapılmasını sağlamıştır.
Deniz Kuvvetleri dergisinin yayın hayatına başlaması; Avrupa'da gelişen bahriye teknolojisi ile ilgili yayınların takibi ve tercüme edilerek ilgililere sunulması; donanmada astsubaylık sınıfının kurulması; kurmay subaylar için yeni kriterlerin belirlenmesi; bahriye matbaasının geliştirilmesi; sivil denizcilik okulu kurulması; donanmaya ilk denizaltının alınması hep onun döneminde olmuştur.
En çok eleştirildiği konulardan biri ise, donanmayı Haliç'e çekip çürümesine sebep olduğudur. Bu konu tartışmalı bir konudur. Şöyle ki, bugün bile donanma, kuvvetler arasında bakım ve idame bakımından en masraflı olanıdır. O günün Türkiyesinde gemi sanayisini kuramamış bir Türkiye'nin, büyük zırhlıları her daim harekâta hazır tutabilmesi çok zordu. Düşünün, gemi kazan tamiri için İtalya'ya gidiyordu!
Abdülaziz Han zamanında vücuda getirilmiş, nicelik olarak dünyanın 3. büyük donanması; ama dikkatinizi çekerim, nitelik olarak değil. Bu donanmanın artık masraf edilemeyecek gemileri Haliç'e çekilmiş; ama birçok gemi, o zamanki imparatorluğun 8000 mili bulan kıyılarında Basra'dan Yemen'e, Beyrut'tan Tunus'a, Girit'ten Hopa'ya kadar görev yapmışlardır. Bugün bile bu iş o kadar zor ve pahalıdır ki, Amerika Birleşik Devletleri'nin 11 uçak gemisi vardır, ama bu devlet bile aynı anda ancak 4 gemiyi hizmette tutabilmektedir.
Günahı ile sevabı ile böyle bir paşa da bahriyemizden geçmiştir. Allah taksiratını affeyleye.
Saygılarımla,
Mekin Merter Salt
Sanayici
Mersin
💐🌿




