9 Mart 2024
Heinrich von Staden - IV. İvan Dönemi Rusya Anıları

Kıymetli Dostlarım,
Bu hafta paylaştığım kitap; Rusların ilk defa (1547) çar unvanını kullanmaya başlayan büyük knezi (prensi) IV. İvan'ın yaşadığı dönem ve olaylara ışık tutması açısından önemlidir.
Kitabın yazarı Heinrich von Staden, o devirlerde Avrupa'da çokça bulunan maceraperestlerden biridir. Ticaret amacıyla gittiği Rusya'da bir süre çarın hizmetinde de çalışır. Staden, gittiği Rusya'yı, sosyal ve ticari hayatını, savaşları ve toplumsal olayları anlatır.
1571 yılında Kırım Tatarlarının bir Osmanlı topçu birliği desteğiyle Moskova'yı yakıp yıktığını, çarın Veliki Novgorod şehrine kaçtığını anlatır.
Metropolitlerin bir süre toplum ve çar üzerinde güçlü etkileri olduğunu, metropolitin bir idam mahkûmunu bile zindandan çıkarıp azat etme yetkisinin olduğunu, hırsızlık ya da soygun yapan birisinin manastıra sığınırsa hayatının geri kalan kısmını özgür bir insan olarak geçirebileceğini (ama sahip olduğu her şeyi kiliseye vererek) anlatır.
Bir kimse gece sarhoş olarak yakalanırsa nezarete alındığını, ertesi gün de kırbaçlandığını yazar. 1590 yılında patriklik ihdas edilinceye kadar Moskova'daki en yüksek rütbeli ruhani otoritenin metropolit olduğunu öğreneceksiniz.
Rusya'daki posta teşkilatının Moğol posta teşkilatı "yam"dan kopyalandığını, Moğolca "ulus" kelimesinin Rusçada da aynı anlamda kullanıldığını hayretle okuyacaksınız.
Bir dönem çarın yarattığı muazzam kargaşa nedeniyle (alınan tutarsız idari kararlar, ağır vergiler, asillerin köylülere aşırı baskısı vs.) çiftçiler topraklarını terk edip başka ülkelere sığınmışlar; böylelikle merkezi Rusya'da nüfus ve üretim azalmış. (Aynı dönemlerde Macaristan'da da aşırı vergiler yüzünden köylüler ekinleri yakıp Osmanlı İmparatorluğu'na sığınıyorlardı ve Osmanlı da bu yeni gelen göçmenlere toprak verip üretim yapmalarını sağlayarak vergisini alıyordu.)
Yabancı elçilerin ülke sınırlarında karşılanıp eşlik edilerek çara kadar götürüldüğü yolculuk esnasında, halk ile görüşmelerine izin verilmediğini, mümkünse memleketin metruk halini görmemeleri için farklı yollardan götürüldüğünü anlatır.
Bu kitabı da okuyunca, daha önceki Rus tarihi ile ilgili yaptığım okumalarla birleştirdiğimde şunu gördüm: her dönemde Rusya'yı idare edenler toplumu hizaya getirmek ve kontrol altında tutmak için çok ciddi devlet terörü uygulamışlar. Bu, 1500'lü yıllarda olduğu gibi 20. yy başında da böyleydi, şimdi de 21. yy başında toplum üzerindeki baskı devam ediyor.
Bu konuda daha önce paylaştığım Robert Massie'nin yazdığı "Büyük Petro" isimli kitabı da bir fikir vermesi açısından tekrar paylaşıyorum.
Bu okumalardan sonra, Abdülhamit Han'a "Rusya'da meclis kuruluyormuş, demokrasiye geçeceklermiş" dendiğinde, "Ruslar çarsız yapamazlar, her zaman bir çara ihtiyaç duyarlar" sözü aklıma geldi ve Sovyetler Birliği kurulduğundan beri hükmeden modern çarları düşündüm.
İyi okumalar dilerim. İyi hafta sonları.


