14 Eylül 2025
İtalya'nın Libya İşgali

Kıymetli Dostlarım,
Uzun zamandır kitap paylaşımı yapmıyordum. Birçok dost sitemde bulunuyordu. Neden artık kitap paylaşımı yapmıyorsun diye!
Geçen yıl ağabeyimi kaybettikten sonra, artan iş yükü, devam ettiğim 2. Üniversitemin sınavları vb. gibi etmenler paylaşımlara bir süre ara vermemi gerektirdi. Geçen süre zarfında işleri yoluna koyup 2. Üniversitemden de mezun oldum, biraz daha rahatladım. Mühendislik diplomasının yanında artık bir iktisat diplomam da var. 😊
Halihazırda benim gerek İTÜ'den gerek Kabataş Lisesi'nden devre arkadaşlarımın tamamı bir iki istisna dışında emekli hayatı yaşıyor, ama maalesef ben hâlâ yoğun bir iş hayatının içindeyim. 😥
💐🌿
Gelelim bu haftaki kitap paylaşımımıza;
Bu ayın 29'unda 115. yılını dolduracak olan İtalyanların Libya'yı işgali ve sonrasında gelişen olayları, o dönemin İtalya başbakanı "Giovanni Giolitti"nin yayınlanmış hatıralarından alıntılar ile sizlerle paylaşıyorum.
Bize okullarda tarih kitaplarında 1911'de ansızın İtalyanların Libya'yı işgal ettiği okutuldu. Ama bu kitabı okuyunca öyle olmadığını; İtalya'nın Libya'yı işgal için onlarca yıldır (en az 30 yıl) çalıştığını, son 10 yılda ciddi gizli diplomatik faaliyetlerde bulunduğunu, son 30 yılda çok sayıda İtalyan tüccar ve çiftçiyi Libya'ya yerleştirerek alt yapı oluşturduğunu, İtalyan bankalarının şube açtığını, posta idaresi kurduğunu vb. ile işgale zemin hazırladığını hayretle okuyacaksınız.
Mesela işgal gerekçesi olarak, sadece dönemin Osmanlı yöneticilerinin İtalyan tebaaya kötü davrandığı bahanesini ileri sürdüğünü, işgalin yasal zemininin bu şekilde hazırlandığını öğreneceksiniz.
İtalyanlar daha 1902 yılında hem İngilizlerle hem de Fransızlarla anlaşıyor; buna göre İtalya, İngilizlerin Mısır'ı işgalini, Fransızların da Fas'ı işgalini tanıyor, onlar da zamanı gelince İtalya'nın Libya'yı işgalini tanıyor!
Rus Çarı'nın İtalya ziyaretinde 1909'da Racconigi Anlaşması yapılıyor ve Çar'dan da olur alınıyor.
İtalya, Almanya ve Avusturya ile yaptığı ittifak anlaşmasının 9. maddesine "Trablusgarp'ın işgaline Avusturya ve Almanya tepki göstermeyecektir" diye madde ekletiyor. Böylelikle o devrin büyük güçlerinin tamamının olurunu alarak işgal harekatına başlarlar.
Nitekim 18 Ekim 1912'de Osmanlı ile barış anlaşması imza edildiğinde, daha barış imzalanmadan 16 Ekim'de Rusya İtalya'nın Trablusgarp ve Bingazi üzerindeki hâkimiyetini tanıdığını duyurmuş; onu 17 Ekim'de Avusturya, 18 Ekim'de Almanya ve 19 Ekim'de İngiltere izlemiş, birkaç gün sonra da Fransa tanımıştır.
Savaş, Osmanlı'nın çekilip gitmesi ile de bitmemiş; 1929'a kadar İtalyanlar ancak Trablusgarp ve çevresinde kontrolü sağlayabilmişler, ancak bu tarihten sonra Fizan ve Bingazi'yi ele geçirebilmişler, ancak 1932'de 3 bölgeyi ele geçirip bir koloni kurabilmişlerdir.
(Bildiğiniz gibi 2. Dünya Savaşı'nda da İtalya yenildiği için 1943'te Libya tamamen elinden çıkmıştır.)
İtalya bu savaşta yaklaşık 750 milyon frank harcamış, tüm kuvvetlerinin 1/3'ünü, askerî şeref ve siyasal onur ve itibarından çok şey kaybetmiştir.
Bize 24 saat içinde cevap verilmek şartı ile Trablusgarp ve Bingazi'nin boşaltılmasını isteyen ültimatom veren İtalya, zaten aylardır kendince büyük bir gizlilik içinde, ama İtalyan gazetelerini takip eden birinin de hemen anlayacağı gibi Libya işgaline hazırlanıyordu.
(Biz ise her şeyden habersiz kendi iç problemlerimizle boğuşuyorduk. Mesela İtalya'da bir büyükelçimiz yoktu, maslahatgüzar ile idare ediyorduk.)
Başbakan Giolitti genelkurmay başkanına işgal için hazırlıklar yapılmasını emreder. General, Libya'da 3-4000 kişilik bir Türk kuvveti bulunduğunu, 23.000 kişilik bir seferî kuvvetin bu işe yeteceğini söylediğinde, başbakan bedevi aşiretlerinin de işgale karşı çıkacağını düşünerek bu kuvvetin 40.000 kişiye çıkarılmasını emreder; ama işgale karşı şiddetli direniş başlayınca sayı 80.000'e kadar yükseltilir. Bu arada başbakan, 1896'da Habeşistan'da uğranılan müthiş felaketin İtalyan halkında oluşturduğu travmadan endişelidir, onun için asker sayısını artırır.
İşgal Trablusgarp'tan başlar. Hem Türk askerinin hem de yerli Arap halkının şiddetli direnişi sonrası ağır kayıplar vermeye başlayan İtalyanlar, yerli halkı sindirmek ve Türk askerine desteği kesmek için halka karşı kadın çocuk demeden katliama girişirler. Bu ters etki yapar; o zamana kadar işgale karşı kayıtsız kalan başka Arap unsurlar da İtalyanlara karşı şiddetli mukabelede bulunur. Hatta Fransız "Illustration" gazetesi bu katliamları resimlerle sürmanşet yapar; bu, Avrupa kamuoyunda infiale sebep olur. (Ben bu gazeteleri Fransız Millî Kütüphanesi'nde araştırma yaparken mikrofilm arşivlerinde görmüştüm.)
Libya'da sıkışan İtalyanlar, bir çıkış yolu bulmak adına ve İstanbul hükümetini sıkıştırmak için Osmanlı topraklarına saldırmak ister. Avusturya İtalya'yı uyarır: "Avrupa'daki Osmanlı topraklarına saldırmayın, Balkanlarda istikrarsızlığa neden olursunuz" diye. Bu sefer İtalyanlar adaları işgale girişirler; Avusturya'ya da "adalar Avrupa Osmanlısına ait değil, Anadolu'ya ait, onun için işgal ediyoruz" derler.
(1920'de adalar hâlâ İtalyan işgali altında iken, o zamanki Yunanistan Dışişleri Bakanı, bütün Batı Anadolu'yu işgal rahatlığı içinde "adalar Anadolu'ya yakın, dolayısıyla Anadolu'ya ait, buraları da İtalyanlar bize terk etsin" diye müttefiklere başvurur. Ama aynı Yunanistan 1947 Paris Anlaşması'nda bu sefer de adaların Anadolu'ya yakınlığından hiç söz etmeden, "halkın ekserisi Rum, onun için Yunanistan'a bağlanmalı" diyerek Yunanistan'a bağlatır. Hâlbuki 12 adanın dışında birçok adada yerleşim yok ve bizim kıyılarımıza çok yakın; ama 1947'de o fırsat kaçırıldı. İtalya ile yapılan Uşi Anlaşması ve o anlaşmanın gizli maddeleri mucibince, Balkan Savaşı'ndan sonra adaların Türkiye'ye devri meselesini konuşmuyorum bile.)
İyi okumalar dilerim,
💐🌿



