5 Temmuz 2026
Rauf Orbay'ın Askerî Faaliyetleri (1881-1918)
🎧 Özeti Mekin Salt'ın sesinden dinleyin
Kıymetli Dostlarım,
Bugün sizlerle Trablusgarp Cephesi'nde, Mısır ve Anadolu üzerinden yürütülen gizli faaliyetlerle Mustafa Kemal Bey, Enver Paşa ve Kuşçubaşı Eşref'in oluşturduğu gerilla birliklerinin lojistiğini sağlayan; Akdeniz'de faaliyetlerini sürdüren güçlü İtalyan donanmasıyla adeta köşe kapmaca oynayarak, yakalanmadan görevini yerine getiren; Balkan Harbi felaketimizin deniz cephesinde ise meşhur Hamidiye Kruvazörü ile Akdeniz'de akın harekâtına çıkarak asker ve cephane taşıyan Sırp ve Yunan gemilerini batıran, Yunanistan'ın özellikle batı kıyılarındaki önemli lojistik limanlarını vurarak Yanya üzerindeki baskıyı azaltan, Yunan halkı üzerinde büyük bir korku oluşturan ve Otranto Boğazı'nda Yunan donanmasının kurduğu pusuyu aşmayı başaran büyük bir deniz akıncısından bahsedeceğim.
Çerkes asıllı olan Rauf Bey, 1922 yılında kendisiyle röportaj yapan Ahmet Emin Yalman'a babasının şu sözlerini aktarır:
Benim hemcinslerim Kafkasya'da, bırakınız devlet memuru olmayı, varlıklarını koruyabilmek için din değiştirmeye mecbur oldukları bir sırada biz İstanbul'a sığındık. Devlet ve millet bizi cins ve mezhep ayrımı yapmadan okuttu, en yüksek mertebelere getirdi. Bunu daima göz önünde bulundurarak sizin de dinî ve millî göreviniz; bizim için kutsal olan hilafete, devlete ve millete kayıtsız şartsız fedakârlık göstermek, hizmet etmek olmalıdır. Bunların tam bağımsızlığı için gücünüz yettiği kadar çalışmalısınız. Hayatınız boyunca hareket düsturunuz bu ilke olmalıdır. Babamın ölürken de tekrarladığı bu sözler hiçbir zaman aklımdan çıkmaz.
(Rauf Bey'in babası Mehmet Muzaffer Paşa, Deniz Amirali olmuş, daha sonra da Şûrâ-yı Devlet Reisliğine seçilmiştir.)
Belki de babasının bu vasiyet niteliğindeki öğüdü sebebiyle hilafet kurumu, Rauf Bey için her zaman önemli ve öncelikli olmuştur.
Trablusgarp'tan beri tanıdığı, mütareke sonrasında İstanbul'daki evinde sık sık bir araya geldiği Mustafa Kemal Bey ile gün gelir hilafet meselesinde farklı düşüncelere sahip olurlar.
Rauf Bey, kurulan son Osmanlı Meclis-i Mebusanı'na Sivas mebusu olarak katılır. İngilizler Meclis-i Mebusan'ı basarak birçok mebusu Malta Adası'na sürgüne gönderir.
Mustafa Kemal Paşa, başta Rauf Bey olmak üzere arkadaşlarını kurtarmak amacıyla, o sırada Anadolu'da görev yapan Lord Curzon'un yeğeni Albay Rawlinson ile bazı İngiliz subaylarını yakalatarak yaklaşık dokuz ay Erzurum'da esir tutar. (Bu konu, daha önce paylaştığım "Albay Rawlinson'un Orta Doğu Hatıraları" isimli kitapta ayrıntılı olarak anlatılmaktadır.) Daha sonra İngilizlerle yapılan görüşmeler neticesinde İnebolu'da esir değişimi gerçekleştirilir. Böylece Rauf Bey ve diğer bazı subaylar Ankara'ya gelir.
Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyet'i ilan etmeden önce konuyu yakın arkadaşlarıyla paylaştığında Rauf Bey, Fethi Bey (Okyar) ve Sakallı Nurettin Paşa hilafetin kaldırılmaması yönünde görüş bildirirler. Özellikle Rauf Bey, padişahlık kaldırılsa bile hilafetin devam etmesi gerektiğini savunur. Ben, bu düşüncesinde babasının kendisine ve kardeşine yaptığı vasiyet niteliğindeki öğütlerin etkili olduğunu düşünüyorum.
Kitapta, Rauf Bey'in 1900-1918 yılları arasındaki hayatına dair son derece ilginç hatıralar yer almaktadır. Sultan II. Abdülhamid'in donanmayı güçlendirmek amacıyla ilk defa Avrupa dışındaki bir devlete yönelerek Amerika Birleşik Devletleri'nden savaş gemileri satın alması da ayrıntılarıyla anlatılır.
Amerika'dan Osmanlı Donanması için getirilen Bucknam Bey, daha sonra donanmamıza katılarak önemli hizmetlerde bulunmuştur. Rauf Bey de Bucknam Bey ile birlikte hem Avrupa hem de Amerikan tersanelerini ziyaret ederek bilgi ve tecrübesini artırmış, İngilizcesini mükemmel seviyeye ulaştırmıştır. Hatta bu ziyaretlerden birinde dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Roosevelt ile de tanışmıştır.
I. Dünya Savaşı sırasında askerî bir heyetle Almanya'yı ziyaret eden Rauf Bey, İmparator Wilhelm tarafından kabul edilir. Görüşme sırasında Wilhelm, Hamidiye'nin Akdeniz'deki akınlarından dolayı kendisini tebrik ederek üzüntüyle:
Maalesef bizim Emden Kruvazörü bunu başaramadı.
der. Nitekim Emden, Uzak Doğu'daki akın harekâtı sırasında İngilizler tarafından batırılmıştır.
Rauf Bey, I. Dünya Savaşı'nda İran Cephesi'nde de önemli görevler üstlenmiştir. Mondros Mütarekesi sırasında Osmanlı heyetinin baş murahhası olarak Amiral Calthorpe ile uzun görüşmeler yapmış, ateşkes şartlarını müzakere etmiş; ancak savaşın sonunda İtilaf Devletleri'nin verdikleri sözlere uymadıklarını acı şekilde tecrübe etmiştir.
Daha sonra Mustafa Kemal Paşa'nın daveti üzerine Anadolu'ya geçmiş; Erzurum ve Sivas kongrelerine katılarak Millî Mücadele'nin içinde fiilen yer almıştır.
Kitapta ayrıca, 3 Temmuz 1910 tarihli Kiliseler Kanunu'nun çıkarılışı da bütün ayrıntılarıyla anlatılmaktadır.
Sultan II. Abdülhamid, bu kanunun kabul edildiğini duyduğunda şöyle demiştir:
Ne yaptınız? Eyvah! Rumeli elden gitti. Böyle gaflet olur mu? Ben otuz yıl boyunca bin bir sebeple Bulgar-Yunan ittifakını engelledim. Nasıl böyle bir hata yaparsınız? Eyvah! Yanlarına Sırpları ve Karadağlıları da alacaklar, üzerimize çullanacaklar. Zaten Rusya da bunu bekliyor. Derhal İstanbul'dakileri ikaz ediniz. Vah vah... Rumeli elden gidiyor.
Bu sözleri aktaran kişi, II. Abdülhamid'i Selanik'teki Alatini Köşkü'nde muhafaza eden Rauf Bey'in kardeşi Kurmay Yarbay Fethi Bey'dir.
Nitekim Sultan'ın öngördüğü gibi de olmuş; kısa bir süre içinde Balkan devletleri ittifak kurmuş ve iki yıl dolmadan Rumeli'nin büyük bölümü elimizden çıkmıştır.
Bu eser; son dönem Osmanlı deniz kuvvetlerinin modernleşme çabalarını, Trablusgarp Harbi'ni, Balkan Harbi'ni ve I. Dünya Savaşı'nı, olayların tam merkezinde yer almış bir isim olan Rauf Bey'in akıcı ve samimi üslubuyla anlatan, tarih meraklıları için son derece kıymetli bir hatırat niteliğindedir.
İyi okumalar dilerim.