10 Eylül 2023
Bir Rüyayı Hatırlar Gibi

Kıymetli Dostlarım,
Sizlerle bu hafta paylaştığım kitap, iç savaş başlamadan önceki Suriye'yi, özellikle de Şam-ı Şerif'i bütün renkleriyle anlatan bir kitap.
Eseri okuyunca, Şam şehri özelinde ama bütün Suriye'yi katman katman öğreniyorsunuz. Bir zamanlar Biladü'ş-Şam denilen bölgenin, Suriye vilayeti ismiyle anılan bugünkü Suriye'yi daha iyi tanıma fırsatı buluyorsunuz.
Sadece Roma İmparatorluğu dönemi değil, bütün İslam medeniyetlerinden izler taşıyan, sırasıyla Emevi, Abbasi, Eyyubi, Selçuklu, Memlük ve Osmanlı'nın hüküm sürdüğü, her birinin inci taneleri gibi eserlerle süslediği bu mazlum coğrafyayı daha iyi anlayacaksınız.
Moğolların ve Timur ordularının fırtına gibi geçtiği, Fransızların yaklaşık 26 yıl işgal ettiği ve özellikle 1925 yılında Suriyelilerin Fransızlara karşı ayaklanması ve Fransız valinin yaptığı vahşeti öğrenip, bu mazlum ülkenin bugününü ve geldiği noktayı göreceksiniz.
Şam'da ve Suriye'nin önemli şehirlerinde Osmanlı'nın yaptığı cami, mescit, çeşme, han, hamam, çarşı ve diğer sosyal donatıları okudukça iftihar edeceksiniz.
Suriye sosyolojisine vakıf olacak, ülkede bu kadar çok etnik grup ve inanç çeşidi olduğu sizi şaşırtacak ve Osmanlı'nın 400 yıllık idaresi altında bunlar dostluk ve barış içinde yaşarken, batılıların buraya el atmasından sonra Suriye ve Lübnan'da insanların birbirinin boğazına nasıl sarıldığı, sizi Osmanlı idaresi ve batı anlayışı arasındaki farkı anlamaya zorlayacak.
İran devletinin özellikle 1979 devriminden sonra Suriye'deki Şiileştirme faaliyetleri ve aldığı merhale sizi şaşırtacak.
Baas iktidarlarının laik, seküler olma iddiasına rağmen, Suriye'de her türlü inancın yaşanması için alan açtığını, ama tek şartının muhalif olmamak olduğunu, en ufak muhalefetin ise sonunun -eğer şanslı iseniz- Suriye'nin ünü dünyayı aşmış, işkence ve kötü yaşam koşullarıyla bilinen hapishanelerinde uzun yıllar çürümek, yoksa da kısa yoldan ölüm olduğunu okuyacaksınız.
Suriye iç savaşının, Ürdün sınırındaki Der'a şehrine bağlı Suveyde kasabasındaki 15-16 yaşlarındaki ergenlerin, Arap Baharı döneminde heyecana kapılarak duvarlara "Sıra sana da gelecek doktor" diye yazmaları sonucu muhaberat tarafından gözaltına alınıp işkenceyle öldürülmesi ve haklarını aramak için şehir valisine giden aile reislerinin, burada yazamayacağım ağır hakaretlerle geri döndürülmesi sonucu patlak verdiğini (vali, Beşar Esad'ın da teyzesinin oğlu olan Atıf Necip'tir); sadece barışçıl protesto gösterilerine kalkan halkın üzerine gerçek mermilerle ateş edilmesi sonucu olayların artık geri döndürülemez noktaya gelişini ve sonrasında gelişen olayları, batının en hafif deyimle dönekliğini, İran'ın ve Rusya'nın fırsatçılığını hüzünle okuyacaksınız.
İyi okumalar dilerim,



