14 Nisan 2024
Suriye İçin Savaş

Kıymetli Dostlarım,
Dostlar alışverişte görsünler misali, İran-İsrail çatışmasının gölgesinde bugün tam da 1. Dünya Savaşı'nda bugünkü İsrail devletinin kurulduğu, aslında Filistin toprakları olan bu bölgenin Osmanlı-İngiliz çatışması ile nasıl işgal edildiğini okuyacağız.
Kitabın adı "Suriye İçin Savaş", fakat kitapta daha çok Filistin'deki çatışmalar anlatılıyor. Aslında kitap adı "İsrail'in Kurulması İçin Filistin'de Savaş" konulsa daha yerinde olurdu; zira daha 1917 Balfour deklarasyonundan önce savaşın başlaması, gelişimi ve hedefleri bu gizli emel için olduğunu bize açık ediyor.
Kitap tamamen İngiliz devlet kayıtlarından (Official History), harp ceridelerinden, kısmen de Liman von Sanders, Lawrens vb. karakterlerin hatıralarından yapılan iktibaslardan oluşuyor. Kitapta harp sahaları ve günlük olaylar tamamen İngiliz bakış açısı ile sunuluyor.
- Cihan Harbi başladığında Osmanlı güçleri, Almanların da isteği ile hem Mısır'ı almak hem de İngiltere'nin sömürgeleri ile bağlantısını kesmek için 1915 ve 1916'da 1. ve 2. Kanal Harekâtlarını düzenlemişlerdir. Her ikisinde de başarısız olununca, İngilizlerin Çanakkale bozgunundan sonra da Mısır'a çektiği kuvvetlerinin de katkısı ile Mısır'dan Filistin'in kapısı olan Gazze'ye saldırmışlar; İngilizler 1. ve 2. Gazze muharebelerinde yenilerek geri çekilmişlerdir. Bunun sonucu olarak İngiliz General Sir Archibald Murray, Nisan 1917'de kovulmuş, yerine General Allenby atanmış. Kanaldan Gazze'ye kadar döşenen boru hattı ile askerin ihtiyacı olan taze su, Nil Nehri'nin suyu taşınmış; döşenen çift hatlı demir yolu ile Mısır'dan taze birlikler ve fazla sayıda askeri malzeme getirtilmiş. Bu arada ABD'nin de 1. Cihan Harbi'ne girmesinin moral etkisi ile, yapılan 3. Gazze muharebelerinde, denizden İngiliz donanmasının da topçu desteği ile Osmanlı ordusunun direnişi kırılmış ve Birüsseba'ya çekilmek zorunda bırakılmıştır.
(Bu çatışmaların benim ailem açısından önemi ise, rahmetli dedemin ağabeyi Reşit Dede Gazze muharebelerine katılmış, çekilen ordu ile birlikte Birüsseba'ya gelmiş, oradaki çatışmalarda İngilizlere esir düşerek Mısır Seydibeşir esir kampına gönderilmiştir. Reşit Dede harp hatıralarını anlatmıştı; ben yaş olarak 1. Cihan Harbi'ne katılan gaziler ile görüşebilen, onların anlattıklarını birinci ağızdan dinleyen nesildenim. 1977'de vefat ettiğinde taziye evinde, beraber savaştığı arkadaşlarından da harp hatıralarını dinlemiştim.)
Kitabı okuduğumda şunu anladım ki: Türk askerinin sabrı, metaneti, gayreti hiçbir askerde yok. Türk askerini eşit koşullarda, yani aynı sayıda düşman, aynı sayıda teçhizatla, hiçbir düşmanın yenmesine imkân yok.
Filistin'de Türk askeri bir taraftan İngiliz, Fransız, Hint, Sih, Gurka, Yahudi taburları vs. üstün düşman güçleri ile savaşırken, bir taraftan da açlık, susuzluk, hastalık ve malzemesizlik ile boğuşuyor.
Türk birlikleri cephe gerisinde gerekli malzemeyi deve ve katır katarları ile taşırken İngilizlerin kamyon katarları var. Hava üstünlüğü İngilizlerde; hem hava keşfi ile Türk yığınaklanmasını anlık olarak takip edebiliyorlar, hem karargâhları ve ikmal yollarını bombalayabiliyorlar, hem de Almanların oluşturduğu hava gücünün İngiliz cephe hattının gerisinde keşif yapmasını engelleyebiliyorlar. Cenin'de Almanların kurduğu cephe gerisi havaalanını bombalayarak az sayıdaki Alman uçağını da tahrip ediyorlar.
[Bu arada askeri durum gittikçe kötüleşiyor. Üstün düşman kuvvetleri ve İngilizin sonsuz kaynakları karşısında Cenin ve Nasıra düşmüş, körfezinden dolayı bölgedeki en iyi durumda limanı bulunan, Karmel Dağı eteklerindeki Hayfa boşaltılıyor, ordu Yermuk Vadisi boyunca çekiliyor. VIII. Ordu imha olmuş, 24 Eylül'de Amman düşmüş. Maan merkezli (bu şehir bugünkü Güney Ürdün'de Suudi Arabistan sınırına yakındır; ben o bölgeleri gezip gördüm, hâlâ oralarda ecdadın yaptığı demiryolları mahzun bir şekilde boş yatar) VII. Ordu imha olmamak için ricat halinde, yaralı bir şekilde nehrin doğusuna çekilmiş. Bir tek geriye IV. Ordu kalmış.]
İlk İngiliz birlikleri 8 Ekim'de Beyrut'a girmiş, Fransız savaş gemileri de denizden limana giriş yapmış. Allenby, şehre daha önce girip bayrağını çeken ve hükümet kuran Şerif Hüseyin yanlılarını kovup bayraklarını indirdi ve Fransız Albay P. D. Piepape'yi kendisinin Beyrut askeri valisi olarak atadı; ayrıca başka Fransız subaylarını da Sur ve Sayda şehirlerine atadı. (Fenikeliler döneminde bu şehirler antik dönemin önemli ticaret limanları idi.) Böylelikle Osmanlı'ya ihanet edip İngilizlerle birlik olan Şerif Hüseyin ve yanlıları ilk İngiliz ihanetini de görmüş oldular ve bu, sonuncusu olmayacaktı.
İngilizler düz arazide taarruzda zırhlı otomobiller kullanabiliyorlar, oysa Türk ordusunda böyle bir şey yok! Türk ordusunda yetersiz beslenmenin bir sonucu olarak salgın hastalıklar yaygın; öyle ki İngilizler Eriha kentini ele geçirince hastalık yayılmasın diye şehre girmeyi yasaklıyorlar.
Gazze cephesinde öyle bir güç topluyorlar ki, Osmanlının 8000 piyade ve 180 topuna karşılık 35000 piyade, 9000 süvari ve 380 top konuşlandırabiliyorlar. İngilizlerin ellerinde o kadar çok birlik var ki, Türk komuta heyetini yanıltmak için askerlik açısından elverişli olmayan yerlerde bile birlik konuşlandırabiliyorlar. Osmanlı karargâhı yorulan birliklerini değiştiremezken İngilizler yorulan birliklerini dinlenmiş, taze birliklerle değiştirebiliyorlar.
Gelelim İsrail'e.
İngilizlerin Ortadoğu misyonunda, Londra alayına bağlı 38. ve 39. taburları da cephede görev yapar, 40. tabur ise Mısır'da idi. Ayrıca Cihan Harbi'nde Yahudi tugayları adı altında Yahudiler İngilizlere yardım etmişlerdir. Savaş bittikten ve İngilizler Filistin'in tek hâkimi olduktan sonra, Filistin'deki İngiliz birliklerinin sayısı gerek terhisler gerekse de Mısır'a nakiller dolayısı ile azalırken Yahudi asker sayısı artmıştır. Buna, Yahudi taburlarına yerleşik Yahudilerden de askere alma izni verilince 1919'da sayıları 5000'in üzerine çıkmıştır.
Böylelikle İsrail'in kurulma çalışmaları başlamış, Araplara karşı yıldırma, yerinden etme saldırıları artmış ve günümüzdeki kaosa ulaşılmıştır. Zaten İngiliz Dışişleri'nin yayınladığı Balfour deklarasyonu ile siyonistler, Filistin'i kendi vatanları ve Filistinlileri de boyunduruk altına alınması gereken yerel sakinler olarak görmekteydiler.
Daha enteresanı, Allenby 17 Aralık'ta Kudüs'e girince müttefikimiz olan Avusturyalılar sevinirler, Kudüs Hıristiyanların eline geçti diye!




