18 Şubat 2024

Türk Kıyılarında Batırılan U-Boat'lar ve Rudolf Arent'in Anıları

Rudolf Arent

Türk Kıyılarında Batırılan U-Boat'lar ve Rudolf Arent'in Anıları

Kıymetli Dostlarım,

Bu kitapta, II. Dünya Savaşı süresince Karadeniz'de su üstü savaş gemisi bulunduramayan Almanya'nın, Rus deniz kuvvetlerinin faaliyetlerini engelleyebilmek için Almanya'dan parça parça sökülüp getirilen küçük tip U-Boat'larını Romanya'nın Köstence şehrinde monte ederek faaliyetlere başlaması ve savaşın sonunda elde kalan üç U-Boat'ın Türk kıyılarında batırılarak (batırıldığı yerler sırası ile Karasu, Ağva ve Zonguldak/Ereğli) mürettebatın Türkiye üzerinden kaçak olarak, o zaman Alman işgalinde olan Ege adalarına ulaşmak için çıktığı maceralı yolculuk anlatılır. Üç denizaltının da tüm mürettebatı karaya çıktıktan kısa bir zaman sonra yakalanıp enterne edilir; önce Konya Beyşehir'deki, ardından Isparta'daki savaş esirleri kampına alınırlar.

Olaylar Rudolf Arent'in gözünden anlatılır. (Ki o zaman kendisi üsteğmen rütbesinde bir U-Boat komutanı idi. 1956'da Alman deniz kuvvetleri yeniden ihdas edilince tekrar donanmaya döndü ve 1983 yılında tümamirallikten emekli olana kadar ülkesine hizmete devam etti.)

Arent, 1944-45 Türkiyesini, gördüğü ve geçtiği yerlerdeki yokluğu, mahrumiyeti, bulunduğu şehirlerdeki halkın genel durumunu ve Türk ordusunun kendilerine gösterdiği hüsnükabulü objektif bir dil ile anlatır. Almanya'ya döndüğünde gördüğü Almanya'nın perişan, virane halini de acı ile betimler.

Kitapta Arent'in maceraları ve gözlemleri kadar, Alman yüksek komutanlığının savaş ile ilgili aldığı kararlar ve bunların merkezindeki tartışmalar da önemli yer tutuyor. Mesela Hitler, Barbarossa Harekâtı için (Rusya'nın istilası) Alman genelkurmayını gerekli planlamaların yapılması yönünde talimatlandırdığında, Büyük Amiral Raeder, "Hitler'i ideolojik olarak ille gerekiyorsa Rusya'ya yapılacak riskli saldırıyı ana düşman İngiltere yenildikten sonra başlatmaya" ikna etmeye çalışıyordu. Bu çabalara karşılık Hitler'in talimatı ise "Alman Ordusu, İngiltere'ye karşı yürütülen savaş sona ermeden de Sovyet Rusya'yı hızla zapt etmeye hazırlıklı olmalıdır" şeklinde idi. Hedef, Volga-Arkhangelsk hattına ulaşmak olmalıydı.

Almanlar bu savaşa da, tıpkı I. Dünya Savaşı'nda olduğu gibi, denizlerde İngiltere'ye karşı tam bir üstünlük kuramadan girmişler ve sonu yine hüsran olmuştur. Savaşta eksik olan su üstü hattı harp gemileri açığını kapatmak için, ağırlık merkezi Atlantik'te olmak üzere, Akdeniz ve Karadeniz'de U-Boat savaşını başlatmışlar; ama su üstü gemilerinin ve hava kuvvetlerinin desteği olmadığından bu savaşı da kaybetmişlerdir.

Savaşın başında Alman denizaltı filosunun başında olan Amiral Dönitz'in elinde 50 U-Boat vardı ve bu kesinlikle yeterli değildi. Savaş sırasında 1500 yeni U-Boat yapıldı; bunun 750 tanesi, 40.000'e yakın personel ile kaybedildi. İngiltere'nin canının yakılmasına rağmen ada ablukası tamamen kurulup İngiltere dizlerinin üstüne çöktürülemedi.

Denizlere hâkim olan İngilizler sömürgelerinden her türlü gıda, hammadde ve insan kaynağını anavatana taşıyabildi. (Bunda ABD'nin de 1940'tan itibaren önce ödünç ve kiralama yasası, sonra doğrudan satış ve en sonunda da 7 Aralık 1941'de savaşa girince yardım olarak İngiltere'ye verdiği desteğin büyük rolü vardır. O zaman Almanya'ya karşı İngiltere'ye yardım eden ABD, benzer politikayı bugün de Ukrayna'ya yardım ederek Rusya'ya karşı uyguluyor; üstelik tüm diğer Avrupalı ulusları da baskı altına alıp Ukrayna'ya yardıma zorlayarak Rusya ile hasım hale getiriyor.)

Kitapta Türkiye'nin savaşın tarafı olmamak ve savaş dışı kalabilmek için yaptığı tüm politik manevralar, siyasi zikzaklar bütün çıplaklığı ile anlatılıyor. Türkiye'nin 1941 sonuna kadar Almanya'ya daha yakın durması, 1942'den itibaren müttefiklere meyletmesi ama savaşın başından beri her iki taraf ile saldırmazlık paktı imzalayıp durumu idare etmeye çalışması, her iki taraf ile hem diplomatik ilişkileri yürütüp hem de ticari faaliyetleri devam ettirmesi anlatılıyor. Hitler'in İnönü'ye ve İnönü'nün de Hitler'e gönderdiği mektupların tam metni, konuya liderlerin gözü ile her iki tarafın birbirinden beklentileri konusunda da ışık tutuyor.

1944 yılının başlarında bile Türkiye, Almanya ile ticari ilişkilerini sürdürüp diplomatik ilişkilerini kesmezken; müttefiklerin artan baskıları, silah sevkiyatını durdurmaları ve Türk ihraç ürünlerine ambargo koymaları neticesinde, Türkiye 1944 Nisanında Almanya'ya krom ihracatını durdurur, diğer mal ihracatını %50 azaltır. 2 Ağustos'ta ise Almanya ile tüm diplomatik ilişkilerini keser.

Bu arada Ocak ayında, Alman dostu olarak bilinen Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak görevden alınıp yerine İngilizlerin çok beğendikleri General Kâzım Orbay getirilir; Haziranda da Almanların hazzettikleri Numan Menemencioğlu görevden alınır. Böylelikle Türkiye, hem gelmekte olan müttefik zaferini görerek hem de Balkanlarda artmakta olan Rus nüfuzundan çekinerek, açıktan batı ittifakına oynamaya başlamıştır.

İyi hafta sonları,
İyi okumalar dilerim,
💐🌿

← Tüm özetler