14 Haziran 2026

Vehbi Koç - Hatıralarım, Görüşlerim, Öğütlerim

Vehbi Koç

Vehbi Koç - Hatıralarım, Görüşlerim, Öğütlerim

🎧 Özeti Mekin Salt'ın sesinden dinleyin

Kıymetli Dostlarım,

Bu hafta sizlerle Vehbi Bey'in biyografisini, maalesef Rahmi Bey'in kendince yaptığı yakışıksız esprinin gölgesinde anlatacağım.

Öncelikle Vehbi Bey ile bir anımı anlatarak başlamak istiyorum.

Ben İTÜ'nün Ayazağa kampüsünde okudum. O zaman (1983-84) oralar çok sakindi; Anadolu Bankası'nın genel müdürlüğünü, onun yanındaki Alarko firmasının ana yönetim binasını ve biraz ileride bulunan Kurt Film Stüdyoları'nı saymazsanız neredeyse hiç bina yoktu.

Biz öğrenciler de genellikle İETT durağından belediye otobüsleri ya da otostop yaparak özel araçlar ile şehre ulaşırdık. (Şimdi İTÜ yerleşkesinin içinde metro durağı var.)

Bir gün yine ders çıkışı durakta otobüs beklerken Vehbi Koç arabası ile geldi, parmağı ile "2" işareti yapıyor; yani "2 kişiyi arabama alabilirim" diyor. Bizde inşaat fakültesinden bir arkadaş ile arabasına bindik. İki şey hem beni şaşırttı, hem de çok ilginç geldi:

  1. Vehbi Bey Türkiye'nin en zengin adamı, Murat 131 marka bir araba ile geziyor, yanında koruması yok; sadece takım elbiseli bir şoförü var.
  2. Vehbi Bey konuşurken tam bir Ankara şivesi ile konuşuyor.

Yol boyunca sohbet ettik; bana ve diğer arkadaşa nereli olduğumuzu, babalarımızın ne iş yaptığını, İTÜ'de ne okuduğumuzu ve ileride ne yapmak istediğimizi sordu. Ben de anlattım ve ayrıca dedemi, dedemin 30'lu yıllarda Maraş Elbistan'dan İstanbul'a mal almaya giden 3-4 kişiden biri olduğunu, kendisinden cam alıp (o yıllarda Türkiye'de cam üretimi yok ve Koç camı Rusya'dan ithal edip yurt içinde satıyor) sattığını anlattım. Güzel bir sohbet oldu.

Burada esas anlatmak istediğim nokta ise şu: 80'li yaşlarını yaşamakta olan Vehbi Koç, üniversite öğrencilerini tanımak istiyor; duygu ve düşüncelerini, geleceğe dönük beklentilerini öğrenmek istiyor. Anadolu'yu iyi tanıyan ve hemen hemen bütün şehirleri gezmiş olan Koç, milleti yakından tanıyıp hassasiyetlerini de biliyor.

Rahmi Bey'in son derece yakışıksız fıkrasını duyunca bunlar aklıma geldi.

Rahmi Bey ise milleti tanımadan, çocukluğundan itibaren bir fanusta büyüdü; Robert Koleji'ni bitirince Amerika'da üniversite tahsili yaptı ve sonra Türkiye'ye döndü, hayatı hep beyaz Türkler arasında geçti. Çocukluğundan beri Anglosakson kültürü ile harmanlandığı için, o kültürde çokça anlatılan İrlandalı ve İskoç fıkraları gibi düşündü herhalde anlattığı fıkrayı. Oradaki "Kürt" kelimesini kaldır, Anadolu'daki başka bir etnisiteyi koy, fark etmez; bu, Anadolu kültürü almış bütün insanları rencide eder. Fıkrayı anlatırken bunun farkında bile olduğunu zannetmiyorum!

Dediğim gibi, onlar bizim süper zenginlerimiz! Beyaz Türklerimiz! Onlar Türkiye'de ama başka bir gezegende yaşarlar maalesef.

Gelelim kitabımıza.

Vehbi Bey biyografisinde; Millî Mücadele'nin ilk yıllarını, ilk ticaretini, hayata atılışını, zenginleşmesini, yurt dışı seyahatlerini, 2. Dünya Savaşı'nın ülkemize ve dünyaya etkilerini, İnönü ve CHP ile ilişkilerini, Demokrat Parti ve Adnan Menderes ile ilişkilerini, Ecevit ve Kenan Evren ile görüşmelerini ve yazdığı mektupları, 27 Mayıs ihtilali, 1971 Mart muhtırası ve 1980 darbesini kendi bakış açısı ile anlatıyor. Ticari hayatta karşılaştıkları zorlukları, Sabancılar ile çekişmelerini vb. de aktarıyor.

Kitapta hayata yeni atılan gençlerimiz için ders alınması gereken çok anı olduğunu düşünüyorum.

Bakkallık ile girdiği ticari hayatında daha sonra kösele ve hırdavat ticareti, Ankara'nın başkent yapılmasından sonra hızla büyüyen Ankara'nın en büyük devlet müteahhitlerinden biri olması, o zaman memlekette elektrik olmadığı için çokça tüketilen gazyağı ticaretine girmesi ve otomobil bayiliği aldıktan sonra da yavaş yavaş sanayi işletmeleri kurmaya başlamasını kendi bakış açısı ile kaleme dökmüş.

Anılarında, bir zamanlar çokça tartışılan "Asil Çelik" olayına da yer verir. Erol Toy'un yazdığı "İmparator" isimli kitaptaki, Vehbi Koç'u fırsatçı, acımasız bir kapitalist patron olarak niteleyen ifadelere ve Emin Çölaşan'ın iğnelemelerine de bir cevap niteliğindedir.

Kurulan bir işletmenin belli bir büyüklüğe eriştikten sonra nasıl kurumsallaşması gerektiği, gelecek kuşaklara nasıl aktarılacağı; hem Batı'daki örnekleri, hem de kendi tecrübelerini örnek vererek aile firmalarının geleceğinin şekillenmesi açısından yol gösterici olduğunu da düşünüyorum.

Özellikle Turgut Özal ile ilişkileri, onun Türk iş insanlarının yurt dışına açılması için verdiği mücadeleyi, serbest bölgelerin açılması ve ihracat teşvikleri dolayısı ile ciddi bir şekilde artan ihracat için Özal'ı hayırla yad ederken, alınan kararlar ve verilen teşviklerin istismar edilmemesi için gerekli uyarıları da yapar.

Eşi Sadberk Hanım'ın da talep ve teşvikleri ile nasıl hayır işlerine girdiğini ve bu amaçla Koç Vakfı'nın kuruluş hikâyesinin nasıl olduğunu da anlatıyor. Vakfı 2 ana gaye ile kuruyor:

  1. Var olan müesseseyi yaşatmak.
  2. Hayır işleri yapmak.

Koç, başarısını şu sözleri ile özetler: "Başarımı Allah'a, yurduma, değerli çalışma arkadaşlarımın iş birliğine ve çalışma sevgime borçluyum."

1987'de dünyada yılın iş adamı seçilmesinin öyküsünü, ödülünü o zamanki Hindistan Başbakanı Rajiv Gandi'nin elinden almasını, bu ödül dolayısı ile Türkiye'de herkesin ve her kesimin sahip çıkmasına olan minnettarlığını anlatır.

Vehbi Koç günahı ile sevabı ile öbür âleme göçtü; ama kurduğu sanayi tesisleri bugün de yaşıyor, istihdam sağlıyor, ihracat yapıyor.

İyi okumalar dilerim,

Mekin Merter Salt
Sanayici
Mersin
💐🌿

← Tüm özetler