25 Şubat 2024
Von Schweinitz'in Anadolu Seyahat Hatıratı

Kıymetli Dostlarım,
Alman deniz subayı Hans-Hermann Graf von Schweinitz'in 1904-1905 yıllarında eşi ile birlikte İstanbul'dan başlayıp; Bursa, Eskişehir, Kütahya, Afyon, Konya, Göller Bölgesi, Niğde, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir, Yozgat, Ankara üzerinden İstanbul'a dönüşünü anlatan güzel bir seyahat hatıratı. Yazar her ne kadar söylemese de, gezinin amacı gezilen yerlerdeki insanların Almanya'ya ve diğer Batılı devletlere bakışını öğrenmek, gelecek Alman yatırımcılar için gezilen yerleri her yönü ile tanıtmak, Almanya için yatırım imkânlarını araştırmaktır. Dönüşte raporunu Alman Sömürge Cemiyeti'nin Berlin şubesine sunar.
Avrupalıların o dönemlerde Osmanlı ülkesinin iç dinamiklerini öğrenmek için devletlerinin finansmanı ile ama görünüşte masum bir seyahat olan bu tür gezileri olmuştur. Bunlardan biri de iki yıl önce paylaştığım (6 Mart 2022) Fred Burnaby'nin "At Üstünde Anadolu Seyahati" isimli güzel kitabıdır. Bu kitapta da İngiliz hükümeti daha 1876 yılında yaklaşmakta olan Osmanlı-Rus savaşı hakkında halk, devlet adamları, asker ve azınlıklar ne düşünüyor ve hazırlıklar ne safhada bunu araştıran, güya adı seyahat olan bir istihbarat çalışması yapmıştır. Bir hatırlatma olması için onu da paylaşıyorum.
Geziye başlamadan önce İstanbul'daki Alman elçiliği vasıtası ile padişahtan bir ferman alır; bunun sayesinde gittiği her yerde üst düzey ilgi ve alaka ile karşılanır ve misafir edilir. İlginç bulduğu her şeyi de notlarında paylaşır. Örneğin Eskişehir'deki lületaşı ocaklarında sadece suçluların ve aranan kişilerin çalıştığını, hükümetin buralara müdahale etmediğini; daha o yıllarda Konya'da hem Alman hem de Rus konsolosluğu bulunduğunu; demiryolu inşaatının 1904'te Konya'ya ulaşması ile ticari hayatın arttığını, sadece bir yılda 1200 inşaat ruhsatının verildiğini ve nüfusun 45.000'e dayandığından bahseder.
Hükümetin Konya Ovası'nı sulamak için Avrupalı mühendisler getirterek Göller Bölgesi'nin suyunu cazibe ile ovaya indirip sulama yapma çabalarını anlatır.
O zamanki Göller Bölgesi ve güzelliklerini o kadar güzel anlatıyor ki benim bile oraya gidesim geldi. Anlatımlardan o dönemlerde Konya-Kayseri arasındaki yerleşimlerde ciddi bir Rum nüfus olduğunu, sadece nüfusu Rumlardan oluşan köyler olduğunu; konakladıkları bir Rum köyünde atlarının koşumlarının kaşla göz arasında kaybolduğunu, bunun bir Türk köyünde olmasının düşünülemeyeceğini yazar.
O zamanlar Anadolu'da seyahat eden her yabancının yanına bir zaptiye alma zorunluluğu olduğunu, hükümetin bunu güvenlik gerekçesi olarak sunduğunu, ama Avrupalıların ise amacın hükümet tarafından yolcunun bizzat kendisini denetlemek için yapıldığını düşündüğünü yazar. Konya Ereğli'ye tren geldiğinde yerel üreticilerin tahıl ürünlerini İstanbul'a götürüp satmayı hayal ettiklerini, ama taşıma ücretlerinin çok yüksek olmasından dolayı bunu yapamadıklarını; fakat Toroslardaki ceviz ağaçlarının kesilip Hannover'e mobilya yapımı için satıldığını öğreniyoruz.
Niğde ve civarındaki Rum unsurların zamanla dillerini unuttuğunu, hatta kilise ayinlerini bile Türkçe yaptıklarını; ancak Kırım Savaşı'ndan sonra Yunanlı olduklarını hatırladıklarını ve yavaş yavaş millî duygularının geliştiğini; Rum cemaat tarafından her yerde Rum okulları kurulup Yunanistan'dan öğretmenler getirtildiğini; böylelikle her yerde Rumca konuşulmaya başlandığını ve millî aidiyetin geliştiğinden bahseder.
Yazar gittiği yerleri incelerken daha eski tarihlerde bölgeye gelmiş seyyahların notlarına atıfta bulunmayı ihmal etmez ve beldelerin eskiye göre daha mamur, daha gelişmiş olduğunu söyler.
Hacıbektaş'ı anlatırken bölgeye 70 sene önce gelmiş İngiliz seyyah William Francis Ainsworth'ün gezi notlarına atıfta bulunarak, o dönemde insanların büyük bir yoksulluk içinde pisliğe batmış harabeler üzerinde yaşadığını, bugün ise (1905) çok sayıda yeni binanın, dükkânların olduğu temiz, gelişmekte olan müreffeh bir yerleşim yerinde işine devam eden çalışkan bir nüfus görüldüğünü der.
Mucur ilçesinin 70 yıl önce İngiliz seyyah döneminde ekseriyetinin Hıristiyan Rum köyü olduğunu, halkının topluca Müslüman olduğunu, Kırşehir'in gelişmiş bir kasaba olduğunu yazar. Bor'un Rum nüfusunun çok olduğu bir belde olduğunu, hatta maliye müdürünün bir Rum olduğunu yazar.
Boğazköy'deki Hitit anıtlarındaki çift başlı kartalın hem Selçuklu'ya hem de Alman İmparatorluğu'na arma olduğunu, Selçuklu Sultanı I. Keykavus'un 1217'de bastırdığı sikkelerde bu motifi kullandığını iddia eder.
Abdülhamit Han'ın demiryollarını Anadolu'nun her yerine yaymak istemesini, ama Avrupalı devletlerin bunu engellemeye çalıştığını kaydeder. Hükümetin Anadolu'nun kalkınması için nitelikli memurları tayin ettiğini müşahede ettiğini söyleyip över. Alman göçmenlerinin de Anadolu'ya yerleşmelerinin sağlanmasını telkin eder. (İlginçtir, Enver Paşa'ya da Almanlar inşa edilen Bağdat demiryolu hattının 20 km sağı ve 20 km solu ekonomik imtiyaz bölgesi ilan edildiği için buralara Alman göçmenlerin yerleştirilmesi için bir teklifte bulunur, ama paşa reddeder.)
İyi okumalar dilerim,
İyi hafta sonları,
💐🌿



