11 Ekim 2026
Amerika Seyahati İzlenimleri

🎧 Özeti Mekin Salt'ın sesinden dinleyin
Görsel: Central Park ve Manhattan’a kuş bakışı.
Kıymetli dostlarım,
Bu hafta kitap paylaşımı yerine mesleki fuar ziyareti için bulunduğum Amerika’daki izlenimlerimi paylaşacağım.
İki oğlum ve yeğenimle New York şehriyle başladığımız ABD ziyaretimizde, kaldığımız Manhattan bölgesinde gördüklerimizi siz sevgili dostlarımla paylaşmak istedim.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısına da rast gelen şehirde adeta ünlüler geçidi vardı. Ünlü 5. Cadde’de yürürken bir anda karşımızda Fransız Cumhurbaşkanı Macron’u bulduk; ekibiyle beraber yürüyorlardı. Oradan iki blok ötede birden Enerji Bakanımızla karşılaştık. Aynı gün bir otelin önünden geçerken Avusturya Cumhurbaşkanı ekibiyle otele giriyordu. Hatta şehirden ayrılırken bile JFK’de (John Kennedy Uluslararası Havalimanı) İngiltere Prensi Harry ile karşılaşmak ayrı bir sürprizdi. İngiliz kraliyet ailesinden uzaklaştırılan Harry, sade bir vatandaş gibi havalimanındaydı.

Foto: Kidfly182 · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons

Foto: A. Balet · CC BY 3.0 · Wikimedia Commons
DEİK’in (Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu) New York Halk Kütüphanesinde verdiği resepsiyona katıldık.

Foto: Ajay Suresh · CC BY 2.0 · Wikimedia Commons
DEİK Başkanımız Sayın Nail Olpak ve Ticaret Bakanımız Sayın Ömer Bolat, ABD ve Türk ticaret bakanlığı bürokratları, her iki ülkeden firma sahipleri, gazeteciler ve televizyoncular vardı.
ABD’ye ne için geldiğimi soran Bakanımız Sayın Ömer Bolat’a, Las Vegas’ta yapılacak olan uluslararası cam fuarı için geldiğimi ve New York’a da 42 yıl sonra bu ikinci gelişim olduğunu söylediğimde ilgisini çekti ve 42 yıldan sonra arada ne fark olduğunu sordu!
Ben de farklılıkları ve değişmeyenleri Sayın Bakana maddeler hâlinde sıraladım. Şöyle ki:
- Bunca yıldan sonra çirkin gökdelen sayısında artış olmuş. Ama yollarda ve altyapıda değişen bir şey olmadığı için sanki trafik biraz daha sıkışmış.
- Şehri 42 yıl öncesine göre biraz daha bakımsız ve pis gördüm. Özellikle yollar bozuk ve bakımsız!
- Caddeler boyunca evsiz ve dilenci sayısında artış olmuş.
- Birçok yerde minibüsten bozma, sandviç ve içecek satan seyyar satış arabaları türemiş; bunlarda fiyatlar dükkân büfelere göre çok daha ucuz. Five Guys, Pret A Manger gibi markalı yiyecek dükkânlarına göre çok daha ucuza hizmet verdiği için ilgi görüyor ve fiyat dengelemesi yapıyor. Bu tür büfeler eskiden sadece Central Park’ta vardı, şimdi her yerde!
- Metrolar 42 yıl öncesine göre biraz daha temiz! Ama teknolojisinde bir değişiklik olmamış. Bizdeki metrolar daha temiz ve rahat.
- Şehrin hengâmesi, gürültüsü, aşırı trafik sıkışıklığı ve bir türlü bitmeyen polis, itfaiye ve cankurtaran sirenleri aynı kalmış.
- Türk nüfusunda ve iş yerlerinde ciddi artış olmuş.

Foto: Itrytohelp32 · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons

Foto: Adam Jones · CC BY 2.0 · Wikimedia Commons

Foto: Arild Vågen · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons

Foto: David R. Tribble · CC BY-SA 3.0 · Wikimedia Commons
Beş günlük New York ziyaretimin ardından uçakla 4,5 saatlik bir uçuştan sonra Las Vegas’a vardık. Ülkenin büyüklüğünün anlaşılması açısından bir fikir vermek gerekirse, Çukurova ile Londra arası da uçakla 4,5 saat sürüyor.

Foto: Dietmar Rabich · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons
Fuar, benzerlerini Almanya ve Çin’de gördüğümüz fuarlar gibi büyük değildi ama ABD iç piyasasını tanımak, potansiyel alıcılarla temas kurmak açısından iyi bir fırsat penceresi açtığını düşünüyorum.
Las Vegas, çölün ortasına kurulmuş ve yalnızca kumar ile onu besleyen türde eğlence endüstrisinin bulunduğu bir şehir; bana göre hiçbir özelliği olmayan, bir daha gelme ihtiyacı duymayacağım bir şehirdi.

Foto: Bert Kaufmann · CC BY-SA 2.0 · Wikimedia Commons
Bütün büyük otellerin altı kumarhane yapılmış, kumar makineleri ve masalar kurulmuş!

Foto: Marek Ślusarczyk · CC BY 3.0 · Wikimedia Commons
Elindekini avucundakini bir umut uğruna, oturduğu makinenin karşısında hep aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklerken kaptıran robotlaşmış insanların hâlini görünce, ne yalan söyleyeyim, üzüldüm.
Kumarhaneler umut satıyor ama hep insanların cebini boşaltıyor.
Fuardan sonra 1,5 saatlik bir uçak yolculuğunun ardından Los Angeles’a geldik. Burada 5 gün kalarak şehri gezdik. Griffith Gözlemevi aynı zamanda şehri kuş bakışı izlemek için güzel bir konumda.

Foto: Mike Peel · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons
Santa Monica Bulvarı, Pier ve şehirde bulunan yüzlerce müze, şehrin kültürel ve sosyal hayatına ayrı bir renk katıyor.

Foto: web4camguy · CC BY-SA 2.0 · Wikimedia Commons

Foto: Robert F. Tobler · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons
O çok methedilen Hollywood Bulvarı’nı gezdik. ABD’li ünlü yıldızların caddenin her iki kenarında, kaldırımda yıldız içine işlenmiş isimlerini gördük. Ama ilginçtir, bu kadar övülen o caddenin her iki tarafında birkaç müze dışında sadece hediyelik eşya dükkânları var ve yolu söylemeye gerek yok, bütün büyük ABD şehirlerinde olduğu gibi cadde çok bakımsızdı!

Foto: Dietmar Rabich · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons
Başka bir bölgede, cadde üzerinde sağlı sollu 2 katlı binalardan oluşan, dünya çapında ünlü markaların olduğu kadar ilginç dekorasyonuyla da dikkat çeken caddeler vardı. Bu caddeler daha temiz, bakımlı ve düzenli idi.

Foto: DXR · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons
ABD’de her şey algıyla yönetiliyor. Santa Monica Bulvarı’nda, 20. yüzyıl başında denize ağaç kazıklar çakılarak yapılmış, “Pier” isimli, üzerinde restoranların da olduğu uzun bir rıhtım var; üzerinden Pasifik’e doğru yürüyorsunuz. Orayı çok önemsiyorlar. Rıhtımın ortasında küçük bir direk üzerinde bir tabela var; herkes oraya gelip resim çektiriyor! Neymiş efendim? Şikago’dan başlayıp Los Angeles’ta sona eren 4.000 km’lik, ABD’nin ilk otoyolunun bitiş noktası imiş.

Foto: John Salatas · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons

Foto: APK · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons
ABD’de bu tür sembolik çok yer var tabii.
Hollywood’u, orada bulunan Paramount ve Universal stüdyolarını gezdik. Oralarda sırf bir film için yapılmış dev stüdyoları, sokakları ve caddeleri gördük. Sahne için hiçbir masraftan kaçınmamışlar. Bir yerde İsviçre Alp tipi evler yapılmış, çatıları kar varmış izlenimi veren özel bir maddeyle kaplanmış; temmuzun ortasında, kışın ortasında karlı bir ortamdaymış hissi uyandırıyor!

Foto: Thomas Wolf · CC BY-SA 3.0 · Wikimedia Commons

Foto: Carol M. Highsmith · kamu malı · Wikimedia Commons
Paramount stüdyolarını gezerken rehberimiz “Eğer bir yıldız görürseniz onu meşgul etmeyin, resim çektirmeye çalışmayın.” dedi ama biz ortada hiç yıldız göremedik! Stüdyolarda neredeyse hiç faaliyet yoktu ama sonrasında gezdiğimiz Universal Stüdyolarının tema parklarında bindiğimiz araçlarla adeta Jurassic Park, Jaws, Yüzüklerin Efendisi gibi filmlerin içinde yaşadık.

Foto: Mike Peel · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons
Los Angeles’tan yine 4,5 saatlik bir uçak yolculuğuyla Atlanta’ya gelip 1 gün kaldık. Burada Kabataş Lisesinden bir arkadaşımın oğlu gelip beni aldı, şehri gezdik; yine şehirde bulunan yeğenimi ziyaret ettim. Ertesi gün yine 1,5 saatlik bir uçak yolculuğundan sonra Houston’a geçtim. Burada da yine Kabataş Lisesinden sınıf arkadaşımla buluşup gezdik, oranın limanı Galveston’a gittik. Böylelikle Atlantik kıyısında New York ile başladığım ABD ziyaretimi, Pasifik kıyısında ziyaret ettiğim Los Angeles’tan sonra Meksika Körfezi’ndeki Houston ile noktalamış oldum.

Foto: Joey Kyber · CC0 · Wikimedia Commons

Foto: David Daniel Turner · CC BY 4.0 · Wikimedia Commons

Foto: Matthew T Rader · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons
Houston’da tabii en önemli ziyaretim uzay merkezine oldu. Orada tam bir günü geçirerek ABD’nin 1967’de Apollo programıyla başlattığı ve 80’li yıllarda sürdürdüğü uzay laboratuvarı ve ardından uzay mekiği programlarını tümüyle görme fırsatım oldu.

Foto: Shujianyang · CC BY 4.0 · Wikimedia Commons

Foto: bryan... · CC BY-SA 2.0 · Wikimedia Commons
Dev bir hangarda sergilenen Satürn V roketini ve bileşenlerini görünce ABD’nin o dönem ne kadar muazzam bir kaynak aktardığını daha iyi anladım.

Foto: Jim Evans · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons
O sıvı yakıtlı roket motorlarını görünce, bundan 50 yıl önce bile ABD’nin roket biliminde ne kadar ileride olduğunun ve Almanya’dan alınan roket teknolojisine ne muazzam katkılar yaptığının farkına vardım. Zira Avrupa’da ziyaret ettiğim birçok havacılık ve askerî müzede Alman roket mühendisliğinin son noktası olan V-2’lerin üzerine ABD tarafından daha nelerin inşa edildiğini yakından görme fırsatım oldu.

Foto: Alan Wilson · CC BY-SA 2.0 · Wikimedia Commons

Foto: Siarhei Besarab · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons
Bütün gördüğüm bu güzel şeylerin dışında ABD’de görüp yadırgadığım şey ise şehirlerin merkezinin dışında bulunan konut bölgelerinde telefon, fiber optik ve elektrik hatlarının yer altına alınmak yerine adeta salkım saçak direkler üzerinde olmasıydı. Bu çok çirkin bir görüntü oluşturuyordu!

Foto: Infrogmation of New Orleans · CC BY-SA 4.0 · Wikimedia Commons
Zengin bir ülke olan ABD için bu manzaralar, ne diyeyim, yadırgatıcı idi.
İyi okumalar dilerim.
Mekin Merter Salt